bizim cocuklarımız bunlar

Image hosting

6/1/2007 - ENGELLİ ÇOCUKLARIN NORMAL SINIFLARA YERLEŞTİRİLMESİ(KAYNAŞTIRMA)

 

     Engelli çocukların normal çocuklarla birlikte eğitilmeleri ilkesi, kısa adıyla kaynaştırma yaklaşımı, 1970'li yıllardan başlayarak Amerika ve batı Avrupa ülkelerinde, üzerinde oldukça tartışılan bir konu olmuş, son yıllarda giderek artan taraftar kitlesiyle geniş bir uygulama alanı bulmuştur.

     Ülkemizin birkaç özel uygulama dışında bu gelişmelerden yeterince etkilendiği, konunun çeşitli boyutlarda yeterince ele alınıp tartışıldığı söylenemez.Ancak 1983 yılında yürürlüğe giren 2916 sayılı Özel Eğitime Muhtaç Çocuklar Yasasının 4. maddesinde yer alan "durumları ve özellikleri uygun olan özel eğitime muhtaç çocukların, eğitimleri için açılmış olan okul ve eğitim kurumlarında normal akranları arasında eğitilmeleri için gerekli tedbirleri alır." hükmüyle kaynaştırma yaklaşımı yasal boyutta yerini almıştır. 

      KAYNAŞTIRMA NEDİR?
     Bugüne değin kaynaştırmanın pek çok tanımı yapılagelmiştir.Bunlar içerisinde en popüler olan tanıma göre(Mac Millan) "Normalleştirme çabasının bir basamağı olan kaynaştırma bireyselleştirilmiş eğitim planı ve programları içerisinde, uygun görülen engelli çocuklarla normal akranlarını belirli sürelerde eğitim ve sosyal yönlerden bütünleştirmektir." 

            Konuya, kaynaştırma nedir? Ne değildir? açısından bakıldığında, kaynaştırma; 

            +  Engelli çocuk için en uygun eğitimi en az sınırlı ortamlarda sağlama,

            +  Çocuğu klinik yada tanılamadaki etiketine göre değil, gereksinimine göre eğitme,

            +  Çocuğun normal sınıfta eğitiminde, karşılaşabieceği problemlere ilişkin olarak normal sınıf öğretmenine yardımcı olma, gerekli önerilerde bulunma,

            +  Eğitimde fırsat eşitliğini sağlamadır.Diğer yandan;           

            --  Özel sınıflardaki tüm öğrencileri normal sınıflara aktarma,

            --  Engelli çocukları, eğitimlerinde gerekli olan koşulları ve hizmetleri sağlamadan normal sınıflara yerleştirme,

            --  Her zaman özel sınıflarda sağlanan hizmetlerden daha ucuz değildir. 

      GELİŞİMİNİ ETKİLEYEN ETMENLER
     Kaynaştırma programlarının giderek artan bir hızla yaygınlaşmasında rol oynayan etmenler; sosyal baskılar, araştırma sonuçları ve yasal düzenlemeler olarak gruplandırılabilir.           

           a) Sosyal Baskılar : Engelli çocukların özel sınıf ya da okullarda normallerden ayrı olarak eğitilmeleri, öteden beri çeşitli çevrelerde eleştiriler neden olmuştur. Hatta bu uygulamalar bir tür sosyal Darwinizm olarak nitelendirilmiştir. 

           b) Araştırma Sonuçları : Yöntem ve kapsam açısından yeterli düzeyde olmamakla birlikte, son yıllarda kaynaştırma programına devam eden çocuklarla ayrı sınıf ya da okullara devam eden çocukların akademik ve uyum yönünden başarılarını karşılaştıran birçok araştırma yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, özellikle hafif derecede yetersizliği olan çocuklarda, özel sınıflara devam edenlerin durumları, herhangi bir özel yardımın sağlanmadığı normal sınıflara devam edenlerden daha iyi bulunmamıştır. En azından aralarında önemli bir fark yoktur. 

           c) Yasal Düzenlemeler : Sosyal baskıların ve araştırma bulgularının yarattığı kamu oyunun sonuçta yasa koyucuları etkilemesi kaçınılmaz olmaktadır. Böylece yeni yasalarda, engelli çocuklarla normal çocukların birlikte eğitilmelerine ilişkin hükümler ve düzenlemeler yer almaktadır. Bunlar da mevcut gelişimi hızlandırıcı rol oynamaktadırlar. 

      TÜRLERİ 
     Kaynaştırma yaklaşımı içerisinde engelli çocukların yerleştirilebilecekleri yerler bütünleşmenin derecesine göre en azdan en çoğa şöyle sıralanabilir: 

           *Özel Sınıf : Engelli çocuk özel bir sınıfa yerleştirilir, bazı okul çalışmalarında normal çocuklarla bütünleştirilir. 

           *Kaynak Oda : Çocuk normal sınıfa yerleştirilir.Gezici öğretmen tarafından evde ya da okulda, bireysel ya da ufak gruplar içerisinde ek yardım sağlanır. 

           *Sınıf İçi Hizmetler : Çocuk normal sınıfa yerleştirilir.belirli bir plan ve program içerisinde eğitim ve uzmanlık hizmetleri sağlanır. 

           *Sınıf Öğretmenine Yardım :   Çocuk normal sınıfa yerleştirilir. Sınıf öğretmenine engelli çocuğun eğitimine ilişkin gerekli yardım ve önerilerde bulunulur.  

     Görüldüğü gibi yalnızca ilkinde çocuk temelde özel sınıfa yerleştirilmekte, diğerlerinde çocuğun yeri normal sınıflar olmaktadır. Bunlar içerisinde tüm çocuklar için en iyi, en uygun olanından söz edebilmek mümkün değildir. Çünkü iyilik ve uygunluk her çocuğun özel durumuna ve sahip olunan mevcut olanaklara göre değişiklik göstermektedir. 

      YARARLARI
     Kaynaştırmanın en önemli yararı doğrudan engelli çocuğa ilişkindir. Refleksiv davranışlar dışınde insan davranışlarının hemen tamamı öğrenme sonucunda elde edilen davranışlardır. Çocuklar çevrelerindeki akranlarını ve yetişkinleri gözleyerek ya da onların davranışlarını öykünerek davranışlarını biçimlendirir, yeni davranışlar edinirler. dolayısıyla çocuk, normal ortamlar içerisinde olağan insanlarla birlikte olduğu ölçüde toplumun beklentilerine uygun davranışları edinme olanağını elde edebilecektir.Tersine, ayrı eğitim kurumlarında normal yaşam ortamlarından uzak olarak yaşamını sürdüren, okulda geçen zamanın çoğunu kendisi gibi engelliler arasında geçiren çocuğun bu tür davranışlar edinmeleri güç olabilecektir.Özel eğitimde özel sınıf ya da okul uygulamalarının en çok eleştirildiği konu budur. 

     Diğer yandan, engelli çocukların akademik ve sosyal gelişimleri yönünden, kaynaştırma programlarıyla ayrı eğitim programlarını karşılaştıran araştırmalar genelde karşılaştırma programlarının lehinde sonuçlar vermektedir. 

     Kaynaştırma programlarının yararlarına yalnızca engelli çocuklar yönünden bakmak yanlış olabilir. Normal çocuklar da kaynaştırma programlarından pek çok yönde yararlanmaktadırlar. ilkin, ileriki yaşamlarında bir çok ortamda karşılaşabilecekleri engelli çocukları önceden tanıma ve anlamaları mümkün olabilecektir.İkincisi, kaynaştırma ortamlarında bireysel farklılıkları daha kolaylıkla fark edip, anlayabileceklerdir. Bunun sonucu olarak gerçekçi bir kimlik geliştirme şansları yüksek olacaktır.

     Konuya sınıftaki eğitimin niteliği açısından bakıldığında, sınıfa yerleştirilen engelli çocuğun öğretimin dinamiğini ve bireyselliğini arttırabileceği söylenebilir. 

     Tüm bunların yanında, engelli çocuklar için ayrı okul ve sınıfların varlığı, çoğu kez normal okullarda görevli yönetici ve eğitici personelin, bu çocukların eğitimlerini kendi sorumlulukları dışında görmelerine neden olabilmektedir.Bu durum genel eğitimle özel eğitim arasında olması gereken ilişkileri ve işbirliğini önemli ölçüde engellemektedir.Kaynaştırma programları bu bakıma böyle bir tehlikeyi en aza indirmektedir.   

     Engelli çocuğun normal sınıfa yerleştirilmesi hem engelli çocuğun, hem anne babanın hem de öğretmenin daha yoğun çaba ve gayretlerine gereksinim göstermektedir. Bir bakıma kaynaştırma, çocuğun gelecekteki iyiliği için zor olanı, güç olanı denemek olmaktadır. 

     Eğer engelli çocuk normal sınıf yerine ayrı bir eğitim kurumuna yerleştirilmiş olsaydı, herşeyin özel gereksinimlere göre düzenlendiği bu kurumlardaki eğitim yaşantısına uyumu kolay olacaktı. Üstelik kendisi gibi engelli olanlarla  birlikte olmanın sağlayacağı psikolojik ve sosyal rahatlığı yaşayabilecekti. Konuya öğretmen açısından bakıldığında, öğretmenler engelli çocukların bulunmadığı sınıflarında alışa geldikleri eğitimi sürdüreceklerdi. engelli çocukların anna babaları ise çocuklarını özel bir eğitim kurumuna, alanlarında özel olarak yetişmiş eğitici personelin eline teslim etmenin gönül rahatlığıyla diğer işlerine bakacaklardı. Oysa kaynaştırma programları getireceği ek yük ile çalışma ve sorumluluk alanlarını genişletmektedir. Tüm bunların yanında gerekli önlemler alınmadığında bazı problemlerle karşılaşılması kaçınılmaz olmaktadır. Aşağıda, mevcut uygulamalar göz önünde bulundurulduğunda karşılaşılan problemler, engelli çocuk, sınıf öğretmeni ve engelli çocuğun anne babası yönünden ele alınmıştır. 

            Engelli çocuk yönünden : 

            a) Engelli çocuk kendisini normal akranlarıyla karşılaştırarak olumsuz bir kimlik geliştirebilir. kendini değersiz görebilir. 

            b) Kendisini normal akranlarına kabul ettirmede, sağlıklı ilişkiler kurmada güçlük çekebilir. hatta bu güçlük onu okula devamdan alıkoyabilecek güçte olabilir. 

            c) Kaynaştırma programlarındaki mevcut hizmetler engelli çocuğun gereksinimlerine uygun olmayabilir. Örneğin çocuğun gereksinim duyduğu fizyoterapi, konuşma terapisi gibi bazı hizmetler normal sınıf ortamlarında sağlanamayabilir. 

            Sınıf öğretmeni yönünden : 

             a) Bazı öğretmenler kaynaştırmaya ilişkin olumsuz bir tutum içerisinde olabilmektedirler. Bunun temeldeki nedeni, getireceği ek yük ya da sınıftaki eğitimin kalitesinin düşeceğine ilişkin kaygılar olabilir. Bu yönüyle okul yönetiminin tutumu da öğretmen davranışları üzerinde etkili olabilmektedir. 

             b) Birçok durumda, öğretmene, engelli çocuğun eğitimine ilişkin gerekli yardım ve rehberlik sağlanamamaktadır. Bunun sonucu olarak engelli çocuğu tanımayan öğretmen ne yapacağını bilememenin sıkıntısı içerisinde yeterince yararlı olamamaktadır. 

             c) Sınıfların kalabalık olması durumunda öğretmenin engelli çocukla ilgilenebilmesi güç olmaktadır. 

             d) Öğretmen bir çok durumda çocuğun eğitimi konusunda anne babanın ilgisiz tutumuyla karşılaşmaktadır. Bunun sonucunda sağlanan eğitim bütünlüğünü yitirmektedir. 

             e)Bazı aileler çocuklarının sınıflarında engelli çocukların bulunmasından hoşnut gçzükmemekte, düzenlenen toplantılarda ve özel görüşmelerde, sürekli olarak bu konuda çeşitli şikayetlerde bulunmaktadırlar. 

             Engelli çocuğun anne babası yönünden : 

             1. Normal sınıf ortamlarında sürekli olarak çocuklarının akranlarından farklılığını izleme, anne babalar için alışılması güç bir durum olabilmektedir.  

             2. Genellikle normal çocukların aileleri, engelli çocukların ailelerinin neler hissettiklerini ve ne gibi bir durum içerisinde olduklarını gerçekci bir biçimde tahmin edememktedirler. Konuya yüzeysel bir acıma duygusu içerisinde bakmaktadırlar. Onların bu tavırları engelli çocukların anne babaları için üzüntü kaynağı olabilmektedir. 

             3. Kaynaştırma programları içerisinde öncelikle engelli çocuğun gereksinimlerinin karşılanmasına özen gösterilmektedir. Çoğu kez ailenin gereksinimleri yeterince dikkate alınmamaktadır. Bunun sonucu olarak okul aile işbirliği gerektiğince sağlanmamaktadır. 

             Göz Önünde Bulundurulacak Ölçütler 

             Yapılan tüm eleştirilere rağmen, az gelişmişinden çok gelişmişine hemen her ülkede özel sınıf ya da okullar bulunmaktadır. Dolayısıyla gereksinim devam ettiği sürece bu kurumlar varlıklarını sürdüreceklerdir. Üstelik genel eğitim sistemleri ve toplum, henüz ağır derecede engellilerin normal sınıflarda eğitilmelerine hazır gözükmemektedir. Gerçekte kaynaştırma programlarının tüm engelli çocuklara uygun olacağını öne sürmek aşırı iyimserlik olur. Hemen her eğitim programı için söz konusu olduğu gibi, kaynaştırma programları da bazı engelli çocuklar için uygunken , bazıları için hiçte öyle olmayabilir. 

             Forness'e göre (1979), çocuğun kaynaştırma programına yerleştirilmesine karar vermede sekiz ölçütün dikkate alınmasında yarar olacaktır. Ancak bunlardan hiçbirisi tek başına çocuğun kaynaştırma programında başarılı olup olamayacağını göstermez. Üstelik çocuğu kaynaştırma programlarına yerleştirmeye karar verirken, bu ölçütlerden kaçının uygun olması gerektiği konusunda bilgi sahibi değiliz.

KAYNAŞTIRMA KARARINDA GÖZÖNÜNDE BULUNDURULACAK ÖLÇÜTLER 

Çocuk Kaynaştırılmalı                                                                                                      
Kaynaştırma Düşünülürken Dikkatli Olunmalı 

1. Çocuk ufak yaşta ve problem okul yıllarının başında belirlenmiş ise                                  
1.
Çocuk ileri yaşta ve problem normal sınıfta düzelecek gibi gözükmüyorsa 

2. Çocuğun problemi hafif derecede ve okul dışı yaşamını kapsamıyorsa                              
2.
Çocuğun problemi ağır derecede ve yaşamının diğer alanlarını da kapsıyorsa 

3. Çocuğun problemi tek bir işlev alanıyla sınırlıysa                                                            
3.
Çocuğun çoklu problemi varsa (örneğin zihinsel yetersizlik artı davranış problemi) 

4. Çocuğun problemini düzeltmek pek çok araç ve gerecin kullanımını   gerektirmiyorsa                               
4. Çocuğun durumu pek çok araç gereç ya da karmaşık öğretim tekniklerinin
kullanımını gerektiriyorsa 

5. Çocuk normal çocuklarla arkadaşlık kurabilecek, yardımlaşabilecek yeteneklere sahip gözüküyorsa                               
5.
Çocuk normal çocuklarla arkadaşlık kurmada sürekli güçlük çekiyorsa

6. Normal sınıftaki öğrenci sayısı 25 ya da 30 öğrenciden azsa                                            
6.
Normal sınıftaki öğrenci sayısı 30 ya da 35 öğrenciden çoksa 

7. Normal sınıfın öğretmeni bilgili ve çocuğun problemiyle uğraşmaya istekliyse                                   
7.
Çocuğun öğretmeni isteksiz ya da genelde çocukla çalışmayı sürdüremeyecek durumda ise 

8. Çocuğun ailesi istekli ve onun problemiyle ilgilenebilecek durumda ise                             
8.
Çocuğun ailesi çocuğun problemiyle ilgilenemeyecek ona yardımcı olamayacak durumda ise 

      Forness sıraladığı bu ölçütlere ek olarak çocuğun fiziksel görüntüsünün, anne babanın çocuktan beklentilerinin, engelli çocuk ile sınıftaki diğer öğrencilerin geldikleri çevrenin sosyo-ekonomik düzeyi arasındaki farklılıkların, verilecek kararda etkili olabileceğini belirtmektedir.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/1/2007 - ENGELLİ ÇOCUKLAR HAYATA KATILMALI

 

H.Ü. Sosyal Hizmetler Yüksekokulu'ndan Doç. Karataş "Engelli çocuklar ayrımcılığa karşı etkin korunamıyor; çevre onlara uygun değil; çağdaş eğitim yöntemleri kullanılmıyor" diyor. UNICEF, engelli çocukların hayata katılımının önemini vurguluyor.


BİA (İstanbul) - Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler Yüksekokulu öğretim üyesi Doç. Dr. Kasım Karataş Birleşmiş Milletler Sakat Hakları Bildirgesi'nde yer alan engelli hakları açısından en dezavantajlı kesimin engelli çocuklar olduğunu belirtiyor.

Karataş, en dezavantajlı kesim oldukları için engelli çocukların eğitim, sağlık, sosyal güvenlik ve sosyal refah hizmetlerinden yararlanma haklarına özel bir önem verildiğini söylüyor.

Engelli çocukların gerekli eğitim ve rehabilitasyonu alarak toplumla bütünleşmelerinin sağlanması gerektiğini belirten Karataş, "Engellilerin eğitimi konusunda, kaynaştırma uygulamaları dahil, çağdaş yaklaşımlar yeterince yaygın kullanılmıyor" diyor..

"Her engel grubundaki çocuk, engel durumuna uygun bakım, eğitim ve rehabilitasyon olanaklarından yararlanamıyor" diyen Karataş "Engelli çocuklar, yetişkin yaşamlarında iş gücü piyasasındaki avantajlarını arttıracak mesleklerde yetiştirilmediğinden topluma üretken bireyler olarak katılamıyorlar" diye ekliyor.

"Yaşanılan fiziksel çevre, binalar, konutlar, kaldırımlar, kamu binaları, diğer ortak kullanım alanları, engellilerin özelliklerini ve gereksinimlerini de dikkate alacak şekilde tasarlanıp inşa edilmiş değil ve engelli çocuklar ayrımcılığa karşı etkili bir şekilde korunamıyor."

SHÇEK'in kapasitesi yetersiz

Türkiye'de Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu'na (SHÇEK) bağlı 63 bakım ve rehabilitasyon merkezi var. Bu merkezlerin 17'si spastik ve zihinsel engelli çocuklara yönelik; iki tanesi de engelli çocuklara yönelik ve çoğu sadece gündüzlü hizmet sunuyor.

Spastik çocuklar için İzmir, İstanbul, Diyarbakır, Denizli ve Ankara'da dokuz tane özel bakım merkezi var. Zihinsel engelliler için 415 özel merkez, işitme-konuşma engelliler içinse 49 merkez bulunuyor.

SHÇEK'e bağlı ve özel rehabilitasyon merkezlerine ulaşmak için buraya tıklayınız.

"Sakat" değil "fiziksel engelli"

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu'nun (UNICEF) engelli çocukların hayata katılmalarına ve gelişmelerine yönelik pratik önerileri şöyle:

* Engelli çocuklara yönelik negatif genellemeler yapmaktan ya da kullanmaktan kaçının. "Sakat", "özürlü" gibi terimler yerine "fiziksel ya da hareket engeli bulunan çocuk" diyebilirsiniz. "Tekerlekli sandalyeye mahkum" yerine "tekerlekli sandalye kullanan çocuk", "geri zekalı" yerine "zihinsel engelli çocuk" diyebilirsiniz.

* Engelli çocuklara engelli olmayan çocuklarla eşit davranın. Engelli çocuklar, engelli olmayan çocuklarla mümkün olan her yolla ilişkiye geçmeli ve kaynaşmalı.

* Engelli çocukların kendilerini ifade etmelerine ve hislerini açıklamalarına izin verin. Engelli çocukların katılımını sağlayın.

* Çocukları gözlemleyin ve engellerini fark edin. Bir çocuğun engelinin erken bir safhada belirlenmesi daha etkin mücadele ve daha az zarar görmesi anlamına gelir..

* Yaşam alanlarını engelli çocukların ihtiyaçlarına göre düzenleyin.

"Devlet toplumsal yaşama etkin katılımı sağlamalı"

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin 23. maddesi şöyle:

1. Taraf Devletler zihinsel ya da bedensel engelli çocukların saygınlıklarını güvence altına alan, özgüvenlerini geliştiren ve toplumsal yaşama etkin biçimde katılmalarını kolaylaştıran şartlar altında eksiksiz bir yaşama sahip olmalarını kabul ederler.

2. Taraf Devletler, engelli çocukların özel bakımdan yararlanma hakkını tanırlar ve eldeki kaynakların yeterliliği ölçüsünde ve yapılan başvuru üzerine, yardımdan yararlanabilecek durumda olan çocuğa ve onun bakımından sorumlu olanlara, çocuğun durumu ve ana-babanın veya çocuğa bakanların içinde bulundukları koşullara uygun düşecek yardımın yapılmasını teşvik ve taahhüt ederler.

3. Engelli çocuğun, özel bakıma gereksinimi olduğu bilincinden hareketle bu maddenin 2. fıkrası uyarınca yapılması öngörülen yardım, çocuğun ana-babasının ya da çocuğa bakanların parasal (mali) durumları gözönüne alınarak, olanaklar ölçüsünde ücretsiz sağlanır. Bu yardım; engelli çocuğun eğitimi, meslek eğitimi, tıbbi bakım hizmetleri, rehabilitasyon hizmetleri, bir işte çalışabilecek duruma getirme hazırlık programları ve dinlenme/eğlenme olanaklarından etkin olarak yararlanmasını sağlamak üzere düzenlenir ve çocuğun en eksiksiz biçimde toplumla bütünleşmesi yanında, kültürel ve ruhsal yönü dahil bireysel gelişmesini gerçekleştirme amacını güder.

4. Taraf Devletler, uluslararası işbirliği ruhu içinde, engelli çocukların koruyucu sıhhi bakımı, tıbbi, psikolojik ve işlevsel tedavileri alanlarına ilişkin gerekli bilgilerin alışverişi yanında, rehabilitasyon, eğitim ve mesleki eğitim hizmetlerine ilişkin yöntemlerin bilgilerini de içerecek şekilde ve Taraf Devletlerin bu alanlardaki güçlerini, anlayışlarını geliştirmek ve deneyimlerini zenginleştirmek amacıyla bilgi dağıtımını ve bu bilgiden yararlanmayı teşvik ederler. Bu bakımdan, gelişmekte olan ülkelerin gereksinimleri, özellikle gözönüne alınır.(EÜ/BB

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

2/12/2006 - İŞİTME ENGELLİLERİN EĞİTİMİNDE HANGİ İLETİŞİM YÖNTEMLERİ KULLANI

      

İşitme engelli bireylerin iletişimini geliştirmeye, konuşma dili kazandırmaya yönelik birçok yöntem vardır.

 

SÖZEL İLETİŞİM YÖNTEMİ (Oral)

±       Bu yöntemin dayandığı temel ilke, işitme engelli kişinin işitenlerin dünyasında yaşamını sürdürebilmesi için, en yaygın iletişim biçimi olan sözel dili öğrenmesi gerektiğidir.

±       İşaret dilinin öğrenilmesinin konuşma öğrenimine kıyasla daha kolay olması sözel dil gelişimini engelleyebileceği için sözel iletişim yönteminde işarete yer verilmez.

±       Bu yöntemde işitme eğitimi, dudaktan okuma ve konuşma öğretimine ağırlık verilir.

±       İşitme engelli bireyi, ana dilini konuşabilir ve konuşulanı anlayabilir hale getirmeyi amaçlayan bir yöntemdir.

±       İşitme duyusu, bu yöntemde dil edinimi için temel duyu olarak kullanılır.

±       Bu yöntemde işitme engelli çocukların gecikmeli de olsa işiten çocuklarla aynı dil edinim süreçlerini izleyeceği kabul edilir.

±       İşitme engelli çocukların yakın çevrelerindekilerle anlamlı etkileşime girerek dillerini geliştirebileceklerine inanılır.

İşaret dili: Bazı nesne ve fikirlerin işaretlerle anlatılmasından oluşur. İşaret dili, konuşulan dillerin yapılarından farklı bir gramatik yapıya sahip bir dil olarak  işaretlerle (el, kol biçimleri, hareketler) ifade edilen bir iletişim sistemidir. İşaret dili daha çok doğuştan engelli olup eğitim görmemiş işitme engelli bireylerin kullandığı bir yöntem olarak bilinmektedir.

 

Parmak alfabesi: Belirli bir dilin harflerini parmaklarla görülür hale getirmeye dayanır. Bu yönteme göre işitme engelli kişi parmaklarıyla havada yazı yazarak iletişim kurar. Daha çok yazı dilini bilenler tarafından kullanılır. Bu yöntemin etkililiği, o dilin harflerinin parmakla anlatıma uygun olmasına bağlıdır.

 

Belgili (işaretli) konuşma: Dilin konuşma seslerini elle belirtmeye dayanmaktadır. Her ses için bir özel işaret kullanılmaktadır

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

2/12/2006 - GÖRME ÖZÜRLÜ KİMDİR KİM DEĞİLDİR?

  

Görme Özürlü kişi, himayeye muhtaç, acınacak ve çaresiz bir insan değildir. O, diğer insanlardan çok farklı, olağanüstü yetenekleri olan ve başkalarının duyamadığı sesleri duyan, mucizevi bir yaratık da değildir. Diğer insanların sahip olduğu olumlu ve olumsuz özelliklerin hepsi onda da mevcuttur. Görme özürlüler arasında da başarılı olan, başarısız olan, yetenekli olan, yeteneksiz olan, bencil olan veya toplumun çıkarlarını düşünen insanlar bulunabilmektedir. Yani görme özürlü de herkes gibi bir insandır.

Farklı yazı sistemini kullanarak o da aynı kitapları okur. Farklı metotlarla aynı bilgileri ve aynı eğitimleri alır. Diğer insanlarla aynı okulları, aynı işyerlerini, aynı caddeleri, aynı eğlence yerlerini paylaşır. Kısacası görme özürlü olmak diğer insanlardan farklı bir kişiliğe sahip olmak demek değildir.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

2/12/2006 - ANNENİN YÜREĞİ

  

Güneş henüz ışığını sarkıtmamıştı. Pembe bir hasret sarmıştı ufku baştan başa. O cama dayadığı pırıltılı yüzünü geriye çekti. Yaşmağının ucuyla yanaklarına süzülen iki damla yaşı sildi. Elindeki kâğıt parçasını okşar gibi dudaklarına götürdü. Şefkat, sanki parmaklarından damlıyordu. Henüz kaldırmadığı seccadesine tekrar oturdu. Ve gözyaşlarının süslediği mahzun bir tebessümle, kim bilir kaç kere okuduğu mektubu tekrar okumaya başladı:

    Canım anneciğim;

    Bin hasretin alev aldığı seher vaktinde yine seni düşünüyorum. Biliyorsun birbirimize söz vermiştik. Her sabah namazı sonrası yüzümüzü cama dayayacak, ufkun pembe vuslatında bakışlarımız birbirine kenetlenecek ve hasret giderecektik. Böylece namazımı kıldığımı anlayacak ve için rahat edecekti.

    İşte daha güneş doğmadı. Yine bir namazın sonunda Allah'a hamd ettim, niyaz ettim, rızasını istedim.

    Sevgili anneciğim! Bugün anneler günü... Bir buket çiçekle senenin bir gününde seni hatırlamak bana acı veriyor. Annelere sadece bir günü tahsis etmek, insanların maddî ihtiraslar peşinde at koşturmaktan başını kaşıyacak vakti bulamamasının nişanesi olsa gerek. Terk edilmiş bir evin ortasında veya huzur evlerinin birinde... Vefasızlık hançeriyle delik-deşik olmuş yüreklere, birkaç dakika vuslat şurubu içirmek... Neticede 'sana olan vazifemi hakkıyla yerine getirdim anneciğim' diyebilmek... Halbuki senin kıymet ve kadrini dünyevî fanî saatlerle ölçmek mümkün değildir.

    Sen ancak değerini, her anı ışıl ışıl bâki aynaların pırıltılı zamanında bulursun. Zira cennet ayaklarının altına serilmiş. Kıymetin öyle büyük ki, Rabbim seni Kelam-ı Kadim'inde zikretmiş. Değil seni yalnızlığa terk edip binlerce saat üzmek, bir lahza 'üf!' demeyi dahi kerih görmüş. Bu sebeple benim için ömrün bütün günleri annelere, sana ait...

    Seni şefkat ile techiz eden ve beni merhametli ellerinle terbiye ettiren Rabbim'e hamd olsun. Bana senin gibi bir ana lütfettiği için... Çünkü ben cennet nümun ses ve soluğunla hayat buldum. Varlığımı, yaşadığım ve yaşanması gereken şeylerin kökünü, mebdeini ve gayesini senin sayende kavradım. Bana küçüklüğümü sen öğrettin. Allah'ın büyüklüğünü de...

    Bütün fani zevk ve lezzetlere istihkarla bakışımın, dünya ve ona ait şeylere kucak açmayışımın ötesinde sen varsın. Eğer şeytanın hazırladığı haram çukurlara düşmüyor, nefsimin arzularına 'dur!' diyebiliyorsam, boynu tasmalı bir kul olduğumu anlayabiliyorsam ve Rabbimin huzurunda eğilebiliyorsam, bunun vesilesi sensin...

    Sana medyunum anne! Beni ötelere müstak yetiştirdiğin için... Gönlünün gülüne 'Nur-u Muhammed' aşısını zerkettiğin için... Bakış ufkumu, dünyanın bulutlarından koparıp Allah'ın sonsuz iklimlerine çevirdiğin için...

    Hatırlıyor musun bilmem. Daha ben mini mini iken, sabahları namaza ısrarla kaldırırdın. Gözlerimden uyku tatlı tatlı akardı da, 'Anneceğim, biraz daha uyuyayım.' derdim. Sen ellerimi göğsüne götürür, 'Bak, yüreğim acıyor.' derdin. Hemen kalkar, abdestimi acele acele alır, namazımı kılar, kucağına oturur, 'Geçti mi anneciğim?' derdim. Beni öper, koklar 'Ohh! Geçti yavrum.' der bağrına basardın. Biraz daha büyüyünce yüreğinin acımasının sebebini sormuştum da, 'Ben anneyim. Yavrumun Allah'ın rızasından mahrum kalacağını düşünmek yüreğime acı veriyor.' demiştin. Şimdi çevremdeki 'Uyusun da büyüsün. Doktor, mühendis olsun.' diyen anneleri ve evlâtlarını görüyorum da, yürek acını daha iyi anlıyorum...

    Sen bugün, ellerinde çiçeklerle sokaktan geçen çocuklar göreceksin. Ben elimde bir çiçekle sana gelemeyeceğim ama, yazdığım bu mektubu gönül bahçemin teselli çiçekleriyle bir buket yapıp sana gönderiyorum. Yüreğin acımasın diye...

    Karşı tepelerden doğan güneş gibi, şefkatli ellerini gayr-i ihtiyari göğsüne götürdü. Dudaklarından dökülen şu sözlerle, ufkun pembe vuslatında hasret giderdi. 'Artık yüreğim acımıyor, yavrum!' dedi.

Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

GÖRME ENGELLİ ÇOCUKLARIMIZA DESTEK VERMEK İÇİN E-POSTA ADRESİMİZE MAİL ATMANIZ YETERLİDİR.

Kategoriler

Arkadaşlar

MySpacefatoscb
MySpacefiliz70
MySpaceyenikonakgenc
MySpaceperi82perihan82
MySpace007carli